Dinci ve mezhepçi gruplara sert eleştiriler… Azerbaycan medyası Erdoğan’ı, Bahçeli’yi örnek gösterdi
Türkiye ile Azerbaycan arasında son zamanlarda yaşanan siyasi açıklamalar ve sosyal medya tartışmaları, Azerbaycan basınında karşılıklı saygı ve egemenliğin önemine dikkat çekti. Yeni Müsavat’ta 30 Ekim’de yayımlanan üç farklı yazıda, iki halkın kardeşliği ile siyasi güçlere yönelik eleştirilerin ayrılması gerektiği ifade edildi.
Yazılardan en çarpıcı mesaj Rauf Arifoğlu’ndan geldi. Arifoğlu, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin tutumunu AKP’ye örnek göstererek, Azerbaycan ile ilişkilerin dinci ve mezhepçi yaklaşımlar yerine devletlerin bağımsız iradesine dayalı olarak sürdürülmesi gerektiğini talep etti.
“ATATÜRK’Ü VE CUMHURİYETİ SEVİYORUZ…”
Arifoğlu, AKP hükümetinin Azerbaycan’a ve Türk dünyasına kendi “mezhep penceresinden” bakarak hareket etmemesi gerektiğini belirtti. Bunun yerine Bahçeli’nin 2016’dan itibaren iktidara açtığını vurguladığı “devlet penceresinden” bakarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Yazar, Bahçeli’nin Azerbaycan’a yön vermeye çalışan gruplara sınırlarını hatırlattığını dile getirdi.
“Azerbaycan hiçbir iktidarın küçük kardeşi değildir” diyen Arifoğlu, kardeşliğin eşitlik, karşılıklı saygı ve devletlerin bağımsız iradesini tanımak anlamına geldiğinin altını çizdi. Arifoğlu sözlerine şöyle devam etti:
Türkiye’yi kan kardeşimiz gibi seviyoruz. Atatürk‘ü, Cumhuriyeti, Anadolu halkını seviyoruz! Karşılığında da aynısını bekliyoruz. İster iktidarda olsun, ister muhalefette, dinci ve mezhepçi gruplarda sevilecek tek bir özellik yok. En azından bizim için durum böyle. Onlar da bizi sevmiyorlar.
Diplomatik ilişkilerin normalleşebileceğini ancak yaşananların yarattığı güvensizliğin kolayca ortadan kalkmayacağını öne süren Arifoğlu, Bakü’nün tutumunu İsrail’in etkisiyle açıklayan yorumları da reddetti.
“KÜFÜRLER HAVADA UÇUŞUYORDU”
Xalid Kazımlı, son bir ayda Türkiye’de bazı dini ve siyasi çevrelerden Azerbaycan’a yönelik suçlamaların iki ülke arasındaki dostluğa zarar verdiğini savundu. Azerbaycan’ın Türk Devletleri Teşkilatı zirvesinde cumhurbaşkanı yerine dışişleri bakanıyla temsil edilmesini bu kırgınlığın bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Kazımlı, Azerbaycan’a yönelik söylemlere karşı çıkmanın Türkiye’ye saldırmak anlamına gelmediğini vurguladı. İlişkilerde oluşan hasarın giderilmesi gerektiğini belirten yazar, yaşananların geçici bir tartışma olarak değerlendirilemeyeceğini ifade etti.
Kazımlı makalesinde şu ifadeleri kullandı:
Bu kampanya bir kasırgaya ya da volkanik patlamaya benzetilebilir. Binlerce sosyal medya kullanıcısı adeta üzerimize lav döktü. On binlerce diğer kullanıcı da onları destekledi. “Siyonist”, “İslam düşmanı”, “hain”, “nankör” gibi hakaretler ve burada tekrarlanamayacak küfürler havada uçuşuyordu. Bunları ne şimdi ne de ileride unutmak mümkün değil. Bu kişiler Azerbaycan’ın düşmanlarıydı. Türkiye’nin gerçek cumhuriyetçileri, Atatürkçüler, Türk-Azerbaycan kardeşliğine değer verenler onlarla başa çıkamadılar. Saldırı çok organizeydi. Hâlâ devam edenler var; mağaralarına çekilip oradan konuşmaya devam ediyorlar.
“SİNİRLİOĞLU ADAY GÖSTERİLMEDİ”
Nigar Həsənli, Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’nın BAE Devlet Bakanı Lana Zeki Nuseybe‘nin BM Genel Sekreterliği adaylığının önerilmesini memnuniyetle karşıladığını ancak bunun Türkiye’de bazı yorumcular tarafından Ankara’ya karşı bir tercih olarak sunulduğunu yazdı.
Həsənli yazısında Feridun Sinirlioğlu‘nun henüz resmi olarak aday gösterilmediğine dikkat çekti. Görüşüne başvurulan hukukçu Sahib Məmmədov strong > ise Bakü’nün açıklamasının BAE’nin girişimine yönelik olduğunu savunarak bunu Türkiye’nin adayına destek verilmemesi şeklinde yorumlamayı“manipülasyon” strong >olarak nitelendirdi.